KÖŞE YAZISI
 BAHAR GELİNCE...
 Sabah uyandığımda, pencereden içeri girerdi güneş… Ve cıvıl cıvıl kuş sesleri, açmaya başlayan fındık yapraklarının sanki fısıldar gibi söyledikleri şarkılar hafif bir hışırtıyla etrafa yayılıyordu… Ben baharı, bazen de alıp başını gitmelerin mevsimi olarak görürüm. Hiçbir sebep olmadan, önünü arkasını hesaplamadan, hesap, kitap yapmadan çekip gitmelerin mevsimi olarak düşünüyorum… Ben baharı en çok niye severim bilir misiniz? Bahar kimseyi ayrımcılığa tabi tutmadığı gibi herkese gülümser. Hayatın gerçeklerinin talihsiz şekilde sürüklediği, hayatın kenarında düşecekmiş gibi duranlara da gelmişti bahar… Bahar ayırım yapmaz… Herkesin yüzü güleçtir, herkes mutludur… İşte dostlar bu yüzden diyorum ki baharın kokusu dayanılmazdır. Bir sabah erken kalkıp Armuol yolunu tuttuğunuzda ılık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. Etrafa bakıyorsunuz dağların eteklerindeki köyler… Kimisi açmış, kimisi tomurcuk halinde çiçekler… Çiçekleri en erken acan erik ağaçlarıdır… İşte erikler çiçeklerini açtığında bahara ulaşmanın en büyük huzurunu taşırız yüreğimizde… Daha dün gibi hatırlıyorum. İlkokul günlerimizdi… Baharın ilk geldiği nisan ayından sonra öğretmenlerimiz bizi en az haftada bir gün kırlara götürürdü… Kır dediğim Kaban Çimeni. Dünyanın en mutlu çocukları olurduk. Sağa sola koşardık. Kimimiz top oynar, kimimiz mendil oyunları. Görebe oynayanlarımız da vardı. Ve toplayabildiğimiz kadar her çeşit çiçekleri toplar okulumuzu bu çiçeklerle donatırdık. Erik çiçekleri, zivin çiçekleri, komar çiçekleri, büyük yeşillikler deli eder insanı, sonsuz mavilikler bizleri kendine çağırır. Sabahları içinde bir ıslıkla uyanır insan. “Yaşamak güzel şey” dersin, ne kadar çok hüzünlü olsan bile... Dertler tasalar da artık o kadar ağır gelmez insana. Tabiattaki o büyük heyecan seni de sarar. Tüm kışı adeta uyku içinde geçiren duyguların, kelebek gibi dağılıverir dağlara taşlara. İşte bu bahardır… İşte bu baharı benim güzel köyümde yaşamak ayrı bir anlam taşır… Selam olsun güzel köyümün güzel insanlarına…